Şiir Seli     
         
Canan Bilgehan
Ana Sayfa
Galeri
Yazı Dizileri
Yazılar
Şiirler
Powered by SESAN
Y
A
Z
I
L
A
R
Ş
İ
İ
R
L
E
R
ZARARSIZ YA DA KİRLİ SANAT

İnsanların bir dinleri olmadan önce varoluşlarıyla ilgili duyarlılıkları vardı (Burada tanrı inancından değil din adamlarından ve kurumlarından söz ediyorum). Neydi bunlar derseniz: Adil olmak, dürüstlük, paylaşım, kanaatkârlık, merhamet, hoşgörü vs. Belki de ilk kez bir insan bir başka insan tarafından haksızlığa uğradığını düşündüğünde -ki toplumsal yaşam başladıktan sonraya denk gelmiştir bu, çünkü ancak o zaman “haksızlığa uğramak duygusu” bir anlam kazanmıştır- işleri idare edecek ve bu türden olayları önleyecek bir “mekanizma” ya ihtiyaç olduğunu düşünmeye başlamıştır. İşte insanın varoluşuyla ilgili ve aslında onu “insan” yapan bu duyarlılıklarından kaynaklanan  meseleleri, başka bazı insanların farklı arzularına  ulaşmaları için ilham vermiş olabilir. Böylece bu duyarlılıklara el  atarak onları kendi arzularına göre biçimlendirme ve böylelikle yönetme erkine sahip olmak için “tanrı” mevhumu  din adamlarınca işe koşuldu.  Günah olan ve olmayan kavramları ortaya çıktı. İşlenen günahların karşılığında tanrı tarafından verilecek ceza din adamları vasıtasıyla insanlara duyuruldu ve ilk yasalar ve yasaklar dillendirilmeye başlandı.

Sonraları ideolojiler ortaya çıktı. Irk kavramı ile birlikte din de gene insanın “sorunsuz” bir şekilde yönetilebilmesi için işe koşuldu.  Milliyetle insanlar, vatanla coğrafyalar bölünüp parçalandı. Ve başka ideolojiler ortaya çıktı. Hepsi yasaları, kuralları, şartları, şablonları ve manifestolarıyla geldiler ve yönetme erki istediler.
(Burada aklıma geçenlerde okuduğum bir gazete yazısı geldi. Yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bilim “insanların koyunlardan pek de farklı olmadığı” sonucuna varmış. İnsanların yüzde doksan beşinin geriye kalan yüzde beş tarafından yönlendirildiği ortaya çıkmış. Demek ki insan gibi yaşamaktan başka derdi olmayanlar erk sahibi olmaktan başka derdi olmayanlar tarafından insanlık tarihi boyunca yönlendirilip yönetilmiş ve bu günlere gelmişiz. Aslında ne yönetmek ne de yönetilmek istemeyen çok ufacık bir grup daha var bence. Ama bilim adamlarının itibar edeceği bir sayı aralığına denk gelmediği için “bilimsel olarak” varlıkları kabul edilmiyor herhalde).

Oysa insani duyarlılıkları kendi kural ve amaçlarına göre biçimlendirmeyi hedeflemeden bu insani duyarlılıklarla etkileşen, onlara dokunan bir başka fenomen var: SANAT. O nedenledir ki sanat kurumsallaşma ihtiyacında değildir. Böyle bir ihtiyaç onun doğasına aykırı olur. Kurumsallaşan sanat kaçınılmaz olarak kurallara, yasalara bağlanır. Kurumsallaşan sanat belli bir kitleyi hedefler ve ona uygun olarak kendini şekillendirmek durumunda kalır. Oysa sanatın kendisi toplumsal değildir. O çok öznel bir şeydir. Ve belki de hakiki sanatçılar benim az önce yukarıda parantez içinde tanımlamaya çalıştığım, yönetme arzusu olmayan ama yönetilemeyen o bilimsel olarak varlığı tescillenemeyen “azacık azınlık”tır.  Hakiki sanatçının derdi olamaz kendini dahil ettiği ideolojiye hizmet etmek üzere yaratmak. Sanat eserinde bir mesaj varsa o kendiliğindendir. Öyle olmalıdır. Önceden iyice düşünülüp, plânlanmış hatta müsveddesi çıkarılmış, hesapçı bir niyetle nasıl bir yaratım süreci yaşanabilir ki. Bu tür “ön hazırlıklar” ancak üretim süreçleri için geçerlidir. Ve yönetmek için insan zihnini işgal etmeye yönelik çok daha büyük hesaplar için KESİNLİKLE kullanılır.

Aslında çağımızın erk sahiplerinin ihtiyaç duyduğu şey tam da budur. Bedeni tahrip etmeye yönelik silâhlar yerine zihinleri işgal etmeye yönelik, otoritenin emrinde, “zararsız sanat” ya da “kirli sanat”.

Tijen Zeybek
~ KİMSİN ? ~
Güneş batmaktaydı,
Umutlar yine o güneş gibi,

Batmaktaydı geceye...
Ve yine o güneş gibi,
Doğacaktı yeniden güne...
Her günün ardından gelen karanlık,
Sen mi olacaktın bilmem ama.
Her gecemi aydınlatan günümdün aslında.
Hangisiydin?
Gün mü?
Gece mi?
Sen söyle...
Hangisiydin?
Umutmu?
Umutsuzlukmu?
Hangisi?
Bir tek gözmüsün?
Yoksa bir çift gözün görebildiğimi?
Hala seni sayıklıyor yüreğim,
Umudummuşsun gibi...
Sen, hey sen
Kimsin?

               Canan Bilgehan / Şanlıurfa