SERBEST SANATÇILAR
SESAN Ege'den yola çıkıp önce Türkiye sonra tüm dünyaya ulaşmayı hedefleyen uzun soluklu sanatsal bir Projedir. Bu projenin destekçileri Türk sanatını ve Türk insanını önce ülkemize sonra da dünyaya tanıtmak için el ele vermiş, bu ağır projenin sorumluluğunu omuzlayan birbirinden değerli ve önemli sanatçı ve sanatsever kişilerdir. Amacımız ülkemizdeki tüm bu değerli kişileri aynı çatı altında toplayıp ortak gayemize ulaşmada el ele vermelerini sağlamak ve ülkemizdeki belki hiç tanıyamadığımız sanatlarımız da dahil gelmiş geçmiş tüm Türk El Sanatlarını bütün dünyaya tanıtmak; dünya sanat ve sanatçılarını da bu projeye dahil edip farklı kültürler arası sentez yaratıp sanatın ortak bir dilde yaşanmasını sağlamaktır. SESAN EMEKÇİLERİ...
Serbest Sanatçılar
   Sanat Ve İnsan yazı dizisi 1                                                                                     14.04.2008

       Sanat: toplumsal değişimlerin ve dönüşümlerin çocuğu. Sanat: sezgilerin ve aklın çocuğu. Sanat: tanrının titizlikle tasarladığı inanılmaz yetiler bütünü. Sanat: gerginliğin ve alçak gönüllülüğün, iyimserliğin ve estetiğin doğurduğu çocuk. Büyük ideallerin ve ütopyaların emzirdiği, ekonominin emeklettiği, aklın yürüttüğü ve sezginin konuşturduğu yaşayan bir olgu, sanat.
      Gelin, görün ki;
      Bu kadar büyük lafların arkasında algılanış ve tüketiliş biçimiyle- özellikle bize benzeyen toplumlarda- sürekli arkalara atılmış, boş zaman eğlencesi, sosyete söylencesi bir olgu olmaktan öteye ne yazık ki gidememiştir. Hal böyle olunca eğitim ile bu işi çözelim diye düşünür herkes. Sanat eğitimi gereklidir, sağlıklı uygulansa sanat bilinci oluşturmakta çözüme de ulaşılır bir anlamda. Üzgünüm ki ilkokullarda Resim derslerinin yerine hayat bilgisi dersi işlenecek kadar anlaşılmamış bir olgu olarak varlığını sürdürmekte sanat eğitimi. Öyle ki sanat eğitimi için artık şöyle bir tanım yapabiliyorum.
      Sanat eğitimi:  Müzik ve resim derslerinde Ata’nın “Sanatsız, kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözü hatırlatılarak başlatılan ancak cümlenin mecaz anlamına içi boş yorumlar getirmekten öte anlaşılmayan, başkaca derslerin etüt saati olarak algılanan, dersi verenlerin birçoğunun dahi inanmadığı ağır aksak edinimler süreci olup çıkmıştır.
      Durun! Aslında ne kadar acımasız olsam yeridir. Anlamaya çalışın ki neslimizin devamına dünyadan arta kalanları ve de kendilerini anlayabilecekleri, farkındalıkları yaratmakla yükümlüdür sanat eğitimi. Umudum yok mu sanırsınız? Ölesiye umut doluyum. Niyetim hiçte karamsarlık tablosu çizmek değil. Tüm bunlara rağmen sanatı anlayan, özümseyen sanat eğitimcilerimiz var ve yetişiyor. Gelecek tek bir mimarla inşa edilemeyecek kadar büyük. Ama mevcutta bir çimdik niyetine bazı şeyleri gündeme taşımak gerekiyor.
       Ne derseniz deyin; sergi, tiyatro vs. afişlerine tükürmeyen, onları yırtmayan, en azından saygı duyan bir nesil dahi yetiştirebilsek günümüzde bizim için kardır. Sorgulayıcı, tam kapasite düşünebilen, güzel gören, bir nesli de umalım ki bizim yetiştireceğimiz nesil yetiştirsin.
                                                             Sesimi duyan, duymayan tüm insanlara… SAYGIYLA.
                                                                                     Levent İSKENDEROĞLU
                                                                                                                                                                                                                                                                                                
SANAT ve İNSAN
                                   
Levent İskenderoğlu
Sanat Ve İnsan yazı dizisi 2                                                                                            08.05.2008


YAŞANMIŞ ZAMANLAR VE SANAT

         İnsan yaşamı boyunca kendini ifade etmek isteyen ve bunun yollarını arayan bir varlıktır. İnsan kendini, var olan doğal ifade biçimleri dışında bilgi birikimleri, etkileşim içinde olduğu kültürel çevre, yer ve zaman, ekonomi, iklim siyaset gibi onlarca etkenin biçimlendirdiği ve tüm içselliği ile kişiselleştirdiği ifade biçimleri ile ortaya koyar. Tarih boyunca bu ortaya koyuşun en önemli araçlarından biri sanat olmuştur. Sanat, doğasında var olan geniş arka plan ile tüm uyarıcılara kendi diliyle cevap verme kabiliyeti sağladığından, anlamlı bir var oluş zemini olarak hep tercih edilegelmiştir.
         Yaşanmış zamanlar bu tür tercihlerin somut sonuçları ile biçimlenmiştir. Kendisi olma çabası içinde tüm medeniyetler kendilerine özgü sanat anlayışları oluşturmuştur. Yaşanmış zamanlar sanatın güçlü kültür biçimleri içerisinde insanın bilgi ve duyarlılıklarının nasıl örülüp geldiğini net bir şekilde ortaya koyarlar. İnsana ait tüm içsel birikimlerin çapraz zihinsel kıyaslarla sorgulandığı, inançların, sezgilerin ve bilginin kendine münhasır harmanlandığı, bireysel farklılığın temelini oluşturan ve adına Sanat dediğimiz bu ifade biçimleri aynı zamanda insanın estetiksel ruh gücünün göstergeleri olarak çıkar karşımıza.                                      
         Yaşanmış zamanlar, köklerimizin belgeleri içinde sanatın diliyle ortaya konmuş olanlarının üzerinden bizler fark etmeden bir  “farkındalıklar tarihi” oluşturmuştur. Bu tarih, insanın kendini gerçekleştirme sürecinin belgeleriyle birlikte milyon yıllık ihtiyar dünyamızın tanık olduğu en muhteşem yaratığı tanımlar. İnsan savaştan ve hırstan arınık taraflarıyla böyledir. Bu bilgiye sahip olmamızda aslan payı yaşanmış zamanların her döneminde kendisini çevreleyen yaşamı üst düzey farkındalıklarla algılayan ve bunu sanat diliyle somutlaştıran, kendi zamanının suyunu içmiş sanatçılardır. Yaşamın öznelliği ile insan arasındaki kopmaz bağın adıdır bir anlamda sanat. Bu nedenle önemsenmelidir.
        İnsanoğlu ilk çağlardan bu yana gösterdiği çabayla iletişimin önemini gözler önüne sermiştir. İnsan en duyarlı dokusundan düşünmeyi, dolayısıyla sanatı ve bilimi keşfetmiştir. Doğuşundan olgunluk çağına ve sonrasında yaşamın kendisinden, etkilenen, bilgi edinen, sorgulayan, yargılayan ve çözümleyen bir varlıktır. Geçirdiği zaman aşamaları aslında insanın kendini tanıma sürecinden başka bir şey değildir. Bu tanıma süreci yaşanacak zamanlarda da devam edecek, her yeniçağ kendi değerleriyle var olup kendi değerleriyle geride kalacaktır. İnsan kendini tanıdıkça gücünün farkına varacak, her defasında bu kocaman dünyaya karşı kendine özgü tavrını yine koyacaktır. “Umut,” bu süreci iyi takip eden ve doğru analiz edebilenlerden yanadır.
                                                             Sesimi duyan, duymayan tüm insanlara… SAYGIYLA.
                                                                                     Levent İSKENDEROĞLU